• info@altugcetinkaya.com.tr

  • 0530 279 03 15

  • 0312 557 90 18

Gözkapağı düşüklüğü kimlerde görülür? Nasıl tedavi edilir?

Gözkapağı düşüklüğü kimlerde görülür? Nasıl tedavi edilir?

Gözkapağı düşüklüğü insanı olduğundan yorgun, mutsuz, yaşlı gösterdiği için ve görme fonksiyonumuzu azalttığı için yüz bölgesinde mutlaka düzeltmek istediğimiz problemlerin başında gelmektedir. Bu problemi esas olarak iki kategoride değerlendirebiliriz. Birinci grupta gözkapağını açan kasın görevini tam yerine getiremediği ve gözün yeterince açılmadığı kapak düşüklüğü vardır ki, biz buna ‘ptozis’ diyoruz. Doğuştan da olabilen bu durum, erişkinlerde genellikle yaşın ilerlemesi ile ortaya çıkmakta, ancak genç yaşta kontakt lens kullanımı, aşırı kaşıma-ovuşturma, kapağı şişiren hastalıklara bağlı ortaya çıkan gevşeme nedenleriyle de görülebilmektedir. Yapılacak detaylı bir göz muayenesi ve oküloplastik değerlendirme sonucu bu durum, hastaya uygun tekniklerle cerrahi olarak düzeltilmektedir. Doğuştan olan düşüklüklerde ameliyatın zamanlaması önemlidir ve görme fonksiyonunda kalıcı engel teşkil edeceği tespit edilen durumlarda vakit geçirmeden yapılmalıdır. Diğer çocuklarda ise 2-4 yaş civarı yaptığımız ameliyatlar hem fonksiyonel, hem de estetik açıdan en iyi sonuçları vermektedir. Erişkinlerde de 3 farklı ptozis düzeltme tekniğinden hangisinin uygun olduğu yapılacak testler sonucu tespit edilir ve ameliyatla kapak düşüklüğü kalıcı olarak düzeltilir. Ptozisi düzelten cerrahi dışı bir yöntem söz konusu değildir.

İkinci kategoride ise, kapağın kendisinin değil de etrafındaki dokuların sarkması sözkonusudur. Kaş, cilt doku, kapağın bağ dokularındaki sarkmalar, torbalanmalar genellikle genetik altyapımızla ilgilidir ve zamanla artma eğilimi gösterir. Bu durumda yine detaylı bir oküloplastik muayene ile kapağın kaslarının fonksiyonu, gevşeklik miktarı ve sarkan dokular belirlenir; ameliyatsız ve ameliyatlı yöntemlerden hangisi daha uygunsa hastaya alternatifleri sunulur. Burada yapılmış olan göz yüzeyi değerlendirmesi, kuruluk durumu ve kapak kenarı hastalıkları ameliyat sürecine ışık tutması bakımından önemlidir. Ameliyatsız yöntemlerin uygun olduğu hastalarda, iyi bir göz çevresi anatomi bilgisi sayesinde uygulanacak botoks, ışık dolgusu, mezoterapi, PRP, radyofrekans, Plexr gibi uygulamalar yüz güldürücü olabilmektedir. Ancak, ameliyat gerektiren ağır torbalar, belirgin kapak gevşekliği, aşırı cilt sarkması, bariz kaş düşüklüğü, ilave kapak şekil bozuklukları varlığında ameliyatsız yöntemleri zorlamak hastaya zaman kaybettirmekten başka bir işe yaramayacaktır. Bu ayrımı yapabilmek hekimlik adına önemlidir. Cerrahi olarak üst kapakta hafif cilt sarkmasından öte cilt altı dokularda aşırı sarkma, yağ dokuda belirgin fıtıklaşma varsa en doğru ve kalıcı tedavi bu dokuların çıkartıldığı ve sıkılaştırıldığı kişiye göre farklılıklar gösteren cerrahi yöntemlerdir. Gözyaşı bezinde sarkma, kaşta sarkma varsa mutlaka bu durumlar da eşzamanlı olarak düzeltilmelidir. Alt kapaklarda yapılacak onlarca farklı ameliyat tekniği mevcuttur ve kime ne gerekiyorsa o yapılmalıdır. Bu cerrahi sıklıkla hataların yapıldığı ve hastanın estetiği kadar göz fonksiyonlarının da bozulduğu bir cerrahidir ve mutlaka gözkapağı cerrahisi eğitimi almış cerrahlar tarafından yapılmalıdır. Sıklıkla, sadece deri alınıp dikilmektedir; halbuki bu ameliyatta neredeyse en az alınması gereken kısım deridir. Alt gözkapağı ameliyatları çoğunlukla deri kesilmeden, kapakla göz arasındaki pembe dokudan yapılır; yağ doku sadeleştirilir ve/veya yer değiştirilerek kapak ve yanak arasında iniş-çıkış olmayan düz bir geçiş sağlanır. Ameliyat esnasında hastanın kendi kapak yağ dokusu dolgu maddesi gibi kullanıldığından, kalıcı bir etki sağlanabilmektedir. Çoğu durumda kapağın dış kısmı eşzamanlı olarak sıkılaştırılır ve normal bir kapağın olması gereken badem şekli sağlanır. Son dönemde ideal ameliyatın bir parçası olan bu durum ayrı bir ameliyatmış gibi tanımlanmakta ve ‘bellaeyes’, ‘badem göz’, ‘cat eyes’ gibi değişik isimlerle adlandırılmaktadır. Gerekli olan hastalarda orta yüz dokusu da sıkılaştırılmakta veya gerilmekte, bu şekilde orta yüzdeki problemlerin de giderilmesi sağlanmaktadır.

Işık Dolgusu

GÖZ ALTI MORLUKLARI NASIL TEDAVİ EDİLİR? ALT KAPAK AMELİYATI, IŞIK DOLGUSU, MEZOTERAPİ, ACCUTITE NEDİR?

GÖZ ALTI MORLUKLARI NASIL TEDAVİ EDİLİR?

ALT KAPAK AMELİYATI, IŞIK DOLGUSU, MEZOTERAPİ, ACCUTITE NEDİR?

Göz altı morluklarını oluşturan pek çok farklı sebep vardır. Altta yatan bir hastalık ya da dolaşım problemi olmadığı sürece çoğu durumun bir tedavisi mevcuttur. Öncelikle iyi bir öykü ve muayene ile hasta değerlendirilir. Şiddetli alerji ve sinüs problemlerine bağlı oluşan göz altında sıvı birikimleri ile gelen hastalar gözkapağı ameliyatı ya da dolgusu için uygun olmayan gruptadırlar. Siyahlık-morluğun sadece cilt rengi koyuluğundan kaynaklandığı hastalarda da bu yöntemler yeterli değildir. Bu grupların dışındaki hastalarda göz altında morlukları genellikle kapak ve yanak arasındaki çukurlaşmadan dolayı oluşurlar. Yüzümüze vuran ışığın parlak bir şekilde geri yansıması için kapak-yanak geçişinin düz olması gerekmektedir; düzensizlik olan alanlardan ışık koyu olarak yansıyacağı için bu alanlar siyah-mor olarak görünürler. Işık dolgusu tam da bu hastalarda, özellikle belirgin yağ torbalanması yoksa oldukça iyi sonuç vermektedir. Boşluk olan kısma enjekte edilen hyaluronik asid dolgular ya da yağ transferleri kapak-yanak geçişini daha düz hale getirmeyi amaçlar. Daha düz bir yüzeyden ışık daha parlak geri yansıdığı için genellikle göz altına yapılan dolgular ‘ışık dolgusu’ adıyla bilinmektedir. Anatomik olarak göz çevresine detaylı hakim olan ellerde ışık dolgusu oldukça güvenilir ve etkin bir yöntemdir, ancak bu bölgeye hakim olunmadığı ve özellikle yüzeyel uygulama yapıldığı durumlarda ömür boyu kalıcı olan bir şişkinlik ve mavimsi renk yansıması olabilmektedir. Genellikle ilk seansta ilacın bir miktarı derin dokuya uygulanır ve bölgenin günbegün dolduğu 2-3 haftalık sürenin sonunda dolgunun geri kalanı enjekte edilir. Bu şekilde yapılan uygulama ile etkinlik süresi yaklaşık 2 senedir. Işık dolgusu çok ciddi alerjik bünyeli hastalarda (astım atağı, şiddetli saman nezlesi), alt kapakta lenfatik drenaj bozukluğu olan hastalarda uygulanmamalıdır. Ayrıca eğer alt kapakta yağ torbaları belirginse, kapak gevşekliği varsa, ciltte belirgin elastikiyet kaybı mevcutsa, dolgu uygulaması uygun değildir, hatta dolgu ile problem daha da belirgin hale gelebilir. Bu ayrım titiz bir oküloplastik muayene ile yapılır ve hangi hastaya dolgunun, hangi hastaya cerrahinin uygun olacağına karar verilir. Cerrahi gerektiren hastalarda dolguyu zorlamak doğru değildir. Cerrahi yöntemle torbalar, çökmeler, sarkmalar, kırışıklıklar tek seansta düzeltebilmekte ve bu bölgeye on yıllarca kalıcı detaylı çözüm sağlanabilmektedir. Yapılacak kapsamlı bir oküloplastik muayene sonucu ameliyatın ne şekilde yapılacağı ve hangi tekniklerin kullanılacağı tespit edilir. Her hastaya uygulanacak teknik, hastanın anatomik yapısına ve ihtiyaca göre farklılık göstermektedir. Sadece yağ torbaların alttaki boşluğa yer değiştirildiği durumlar mevcutken, tüm orta yüzün şekillendirilmesi gereken hastalar da mevcuttur. Bu ameliyat esnasında, ‘badem göz’ olarak popülarize edilmiş ameliyat tekniği standard olarak uygulanmakta ve alt kapağın normalde olması gereken badem şekli temin edilmektedir. Cerrahi genellikle kapakla göz arasındaki pembe dokudan yapılır ve cilt kesisi olmaz. Yağ torbaları sadeleştirilip alttaki çukura yerleştirildiği için morluk giderilmiş ve kapak-yanak geçişi düzeltilmiş olur. Ameliyat sonrası 1-2 hafta kadar sürebilen şişlik-morluk olabilir, ancak kişi isterse 3. gün ağır tempoda olmayacak şekilde iş hayatına dönebilir.

Göz altı morluklarına yönelik bir diğer tedavi grubu da mezoterapidir. Mezoterapide cilt altına iğnelerle morluk giderici, besleyici, cilt kalitesini artırıcı kimyasallar verilir. Bu grupta yer alan PRP uygulamasında cilt altına kimyasallar yerine kişinin kendi kanından hazırlanan trombositler enjekte edilmektedir. Çoğu zaman mezoterapi, cerrahi veya dolgu uygulamasına ek olarak faydalandığımız bir yöntemdir.

Alt kapak morlukları, torbaları ve sarkmalarına yönelik bir diğer yöntem de, bipolar radyofrekans tabanlı accutite yöntemidir. Özellikle, asla ameliyat olmak istemeyen, ameliyat olacak kadar şiddetli şikayetleri olmayan, daha önce ameliyat geçirmiş ama seneler sonra bazı değişiklikler ortaya çıkmış olan hasta gruplarında; ameliyata yakın derecede ve uzun süreli etki bekleyen kişilerde son dönemde popülerliği gittikçe artan bu yöntem, kesi olmaksızın cilt altına uygulanan, 5 seneye kadar etkinliği devam edebilen ve hastanın aynı gün normal hayata dönebildiği bir yöntemdir.

 

Doç. Dr. Altuğ Çetinkaya

Aşırı göz sulanması neden olur? Gözyaşı kanalı tıkanıklığını nasıl tedavi ederiz?

Aşırı göz sulanması neden olur? Gözyaşı kanalı tıkanıklığını nasıl tedavi ederiz?

Göz yaşarması doğuştan varsa, bu durum çoğunlukla gözyaşı kanalının tıkanıklığından kaynaklıdır, aralıksız sulanma ve bazen çapaklanma ile seyreder ve aylar içerisinde %80-90 oranında kendiliğinden düzelir. Bir yaşına kadar düzelmeyen durumlarda sondalama (probing), daha geç yaşlarda tüp takma (entübasyon) gibi kısa süren cerrahilerle kanalı açarız, daha geç yaşta ise erişkin tipi kanal ameliyatları yaparız.

Erişkin hastalarda ise yine gözyaşı kanalının yaşa bağlı tıkanıklıkları ön planda olmak üzere, aşırı sulanma ile gelen hastalarda öncelikle ekarte etmemiz gereken durumlar vardır. Detaylı bir göz muayenesi ile aşırı sulanma yapabilecek göz yüzeyini değerlendirir, kurugöz ve alerji durumlarına bakarız. Oküloplastik değerlendirme ile kapak kenarı hastalıkları (meibomit, blefarit), kapağın aşırı gevşediği ve sarktığı durumlar (ektropiyon), kapak kenarının içe döndüğü (entropiyon) ve kirpiklerin battığı (trikiazis, distikiazis) durumları dikkatlice değerlendirir ve tespit edersek medikal tedavi ya da cerrahi ile düzeltiriz. Bu durumların tespit edilmediği sulanma hastalarında bir sonraki oküloplastik değerlendirme aşaması, kapağın iç kısmında yer alan gözyaşı boşaltım deliklerinden (punktum) girerek yaptığımız lavaj işlemidir.

Ofiste yapılan bu işlemde, punktumlardan sıvı verip, burnumuzdan genzimize geçip geçmediğine bakarız. Eğer gözyaşı boşaltım sisteminde tıkanıklık varsa, sıvı göze geri gelecektir ve hangi seviyeden geri geldiğine bakarak tıkanıklığın seviyesini tespit ederiz. Genellikle kanalın en uç kısmı yani buruna açılan kısmında tıkanıklık mevcuttur, bu durum gözyaşı kanalı tıkanıklığı olarak adlandırılır. Kanal tıkanıklığı genellikle 65 yaş üzerinde karşımıza çıksa da, genç hastalarda da sıklıkla görülebilmektedir.

Eğer kanal tıkanıklığı saptarsak, bu durumun tek tedavisi cerrahi olarak yeni bir kanal yolu oluşturmaktır. Bunun için 3 yöntem mevcuttur. Dışarıdan 7-8 milimetrelik kozmetik bir kesiden yaptığımız ameliyat en etkin yöntem olarak kabul görmektedir ve başarı oranı %95’in üzerindedir. Ameliyat kesisi kapak-yanak arasındaki kozmetik bir kesiden yapıldığında, iz kalması söz konusu değildir. Ameliyat genel anestezi veya sakinleştirici ilaç altında yaklaşık 20-30 dakika sürer ve hasta aynı gün taburcu olur.

Kanal sistemine güvenlik amaçlı geçici bir tüp takılabilir, bu tüp 1 ay sonra ofiste basitçe çıkartılır. Ameliyat sonrası dönemde ağrı-sızı hissedilmez ve istenirse 1 gün sonra işe dönülebilir. Diğer bir yöntem burun içerisinden endoskoplarla yaptığımız bir ameliyat yöntemidir. Doğru seçilmiş hastalarda bu yöntemin de başarı oranı yüksektir ve %80-90 civarı başarı sağlanmaktadır. Son olarak, bir dönem popüler olmasına rağmen günümüzde artık terkedilmiş lazerli bir yöntem mevcuttur; bu cerrahinin uzun dönem başarı oranı %50 civarındadır ve tekrar tıkanma oranı yüksek olduğu için çok zorda kalınmadıkça tercih edilmemektedir.

Açık Renkli Gözlülerde Kanser

Açık renkli gözlülerde göz kanseri riski daha yüksek!

HABERTÜRK 06.02.2018 – 12:25 | Güncelleme: 06.02.2018 – 15:39 AA
ABD’ nin New York ve Ohio State üniversiteleri tarafından yapılan ortak araştırmada, yetişkinlerde göz içinde görülen “uvea melanomu” kanseri gelişiminde, göz rengini belirleyen genetik bölgedeki mutasyonların en önemli risk faktörü olduğu belirlendi.

HABERTÜRK 06.02.2018 – 12:25 | Güncelleme:  AA

ABD’ nin New York ve Ohio State üniversiteleri tarafından yapılan ortak araştırmada, yetişkinlerde göz içinde görülen “uvea melanomu” kanseri gelişiminde, göz rengini belirleyen genetik bölgedeki mutasyonların en önemli risk faktörü olduğu belirlendi.

AA’nın haberine göre; araştırma, mavi, yeşil ve gri göz rengi ile açık ten rengine sahip olanlarda göz kanseri gelişme olasılığının daha yüksek olduğunu ortaya koydu.

Göz Doktoru Doç. Dr. Altuğ Çetinkaya, gözü ve göz çevresindeki dokuları ilgilendiren bütün kitlelerin “göz tümörleri” olarak adlandırıldığını ve bunların kötü huylu olduğu tespit edildiğinde de “göz kanseri” olarak isimlendirildiğini söyledi.

Tümörlerin gözün çeşitli kısımlarında görülebildiği gibi göz çevresinde, göz kapaklarında, gözün içerisinde ya da dışındaki orbita çukurunda da tespit edilebildiğini ifade eden Çetinkaya, tümörlerin oluştukları bölgeye göre farklı belirtiler gösterebildiğine dikkati çekti.

Doç. Dr. Altuğ Çetinkaya, belirtilerin göz içerisinde kızarıklık, göz kapaklarında şişlik, göz etrafında iltihaplanma ve kaşıntı şeklinde ortaya çıkabildiğini anlatarak, “Tümörler bazen göz bebeğinin yuvarlak yapısını da bozabilir. Gözün içinde iris tabakasındaki tümörlerde ise bazen kahverengi, bazense açık renkte kitleler görülebilir. Gözün arkasında ortaya çıkan tümörler ise bazen hiçbir şikayete sebep olmaz. Bunlar rutin muayene sırasında ortaya çıkabilir” uyarısında bulundu.

Olası göz kanseri belirtileri hakkında bilgi veren Çetinkaya, şunları kaydetti: “Bulanık görüş, ani görüş kayıpları, görüş alanında ortaya çıkan hareketli nokta veya çizgiler ile ışık parlamaları, görme alanı kaybı, gözün renkli kısmında ortaya çıkan koyu nokta veya leke, göz bebeğinin şeklinde veya büyüklüğünde değişim, gözün göz yuvasındaki doğal konumundan kayması veya dışarı doğru çıkması, gözde kızarma veya ışığa karşı hassasiyet görülebilir. Göz kanseri, gözün dışına doğru büyümediği sürece ağrı nadiren görülür.”

Doç. Dr. Çetinkaya, bu tür şikayetler olması halinde mutlaka hekime başvurulması gerektiğini vurgulayarak, “Muayenede göz kapağından gözün arkasına kadar bütün yapıların dikkatlice incelenmesi gereklidir. Kapaklara, kapakların iç kısmına, göz hareketlerine, göz bebeğinin ışık cevabına, göz tansiyonuna mutlaka bakılmalı” diye konuştu.

Bazen göz kanserlerinin hiçbir şikayete neden olmadan gözde yavaş yavaş büyüyebildiğine işaret eden Çetinkaya, bundan dolayı çocukların belli aralıklarla göz muayenelerinin yapılmasının göz tümörlerinin erken teşhisi için çok önemli olduğunu vurguladı.

“BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ ZAYIF OLANLARDA RİSK ARTIYOR”

Her tümörün kanser olmadığının da altını çizen Altuğ Çetinkaya, risk grubundaki kişilerin bulgulara karşı daha duyarlı olması ve rutin kontrollerini yaptırması gerektiğini söyledi.

Çetinkaya, “Alana ilişkin bilimsel yayınlarda yer alan istatistiklere göre göz kanseri, açık göz rengine sahip olanlarda, yaşlılarda, atipik-sıra dışı ben sendromu olanlarda, bağışıklık sistemi zayıflarda, AIDS hastalarında, organ naklinde reddi önleyici ilaç kullanan kişilerde daha sık görülüyor” dedi.

Yurt dışında yapılan bilimsel çalışmaya ilişkin de bilgi veren Doç. Dr. Çetinkaya, şöyle konuştu: “New York ve Ohio State üniversitelerindeki bilim insanlarının yaptığı ortak çalışmada, uvea melanomu (en sık görülen göz içi kötü huylu tümörü) hastalarında en büyük riskin, göz rengini belirleyen genetik bölgedeki mutasyonların oluşturduğu belirlendi. Ayrıca mavi, yeşil ve gri gözlü olanlarla, açık tenlilerde, göz ve göz çevresi kanseri olma olasılığının daha yüksek olduğu bulgusuna ulaşıldı.”

Çetinkaya, açık renkli gözlerde gözü güneşin zararlı ışınlarından koruyan koyu renkteki pigmentlerin sayısının çok az olduğunu belirterek, “Bu kişilerde leke şeklinde göz beni de daha fazla oranda görülmektedir. Göz benleri de uvea melanomu için artmış risk faktörleri arasında sayılır. Açık renk gözlerde uvea melanomunun daha fazla görülmesinde genetik yatkınlık, artmış ben miktarı ve ışığın zararlı dalga boylarından koruyan pigmentlerin doğuştan az miktarda olması muhtemelen sebepler olarak düşünülebilir” şeklinde konuştu.

Göz içindeki tümörlerde sigara, aile öyküsü ve genetiğin ortak risk faktörlerini oluşturduğunu dile getiren Altuğ Çetinkaya, “Bunun dışında göz melanomunda beyaz ırk, açık göz rengi, ileri yaş, gözün renkli kısmında lekeler olması, ciltte atipik ve çok sayıda benler olması, aşırı ve koruyucu gözlük olmadan solaryum kullanımı riski artıran faktörler arasında yer alıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Doç. Dr. Çetinkaya, göz kapağı kanserlerinin risk faktörleri arasında ise genetik yatkınlık, açık tenli olmak, genç yaşlarda güneşe aşırı miktarda maruz kalmak, aşırı solaryum kullanımı, eski cilt yanıkları ve bağışıklık sisteminin zayıflığının önem taşıdığını ifade etti.

Çetinkaya, göz çukuru tümörlerinin bu bölgede dar bir alanda kas, yağ, damar, sinir, bağ doku, bez dokuları gibi çok çeşitli anatomik yapıların yer alması nedeniyle çok çeşitlilik gösterdiğini belirtti.

“KİRPİK DÖKÜLMESİ VE PULLANMAYA DİKKAT!”

Göz kapaklarındaki kanserlerin çoğunluğunun cerrahi yöntemle ve kozmetik onarım teknikleriyle giderilebildiğini anlatan Altuğ Çetinkaya, bazı durumlarda da erken teşhisle hastanın hayatının kurtarılabildiğine işaret etti.

Göz çukuru tümörlerinde ise cerrahiyle tümörün çıkarılabildiğini aktaran Çetinkaya, bazı durumlarda kitlenin tamamını çıkartılmadan biyopsi sonrası kemoterapi ya da radyoterapi uygulanabildiğini vurguladı.

Doç. Dr. Çetinkaya, göz içi tümörlerin tedavisinde başarı oranlarının çok yüksek olduğuna da işaret etti.

Haber Yansımaları

Işık Dolgusu

Işık Dolgusu

Göz altı çökme ve morluklarında ameliyatsız bir tedavi yöntemi olan “Işık Dolgusu” nedir? 

Göz altı çökme ve morluklarında ameliyatsız bir tedavi yöntemi olan “Işık Dolgusu” nedir? 

Göz Seğirmesi

Göz Seğirmesi

Halk arasında bazı batıl inançlara dahi sebep olan, çoğu zaman sinir bozucu bir durum olarak karşılaştığımız “Göz seğirmesi” aslında neden olur? Cevabını videoda bulabilirsiniz.

Göz Yaşarması

Göz Yaşarması

Göz yaşarması basit yorgunluktan allerjiye, göze çapak kaçmasından ciddi göz hastalıklarına kadar pek çok nedenden kaynaklanabilir.

Dış ortama çok maruz kalan, yorulan  ve kendisini zararlı durumlarda korumak isteyen gözümüzün yaşarması belli seviyeye kadara normal kabul edilebilir. Gözümüz kuruduğunda, bir çapak kaçtığında yüzeyini temizlemek ve iyi görme fonksiyonunu devam ettirebilmek için gözyaşı salgısını arttırabilir. Duygusal durumlarda da gözyaşı üreten beze giden beyin sinyalleri salgı üretimini arttırır. Allerjik durumlarda da gözyaşımız artar, gözlerimiz kızarır ve buna bağlı olarak görmemizde bozukluklar, gözde aşırı kaşıntı gibi durumlar ortaya çıkar.

Kozmetik ürün kullanımına bağlı olarak da göz yaşarması ortaya çıkabilir. Çok kaliteli ürünler kullanırken dahi, gözümüzün hassas yapısı nedeniyle bazı reaksiyonlar gelişebilir ve göz kendini korumak için aşırı sulanma yapabilir. Bu tip durumlarda kullanılan malzemeyi bir daha kullanmamak gereklidir. Ayrıca, göz makyajı yaparken ne olursa olsun kullanılan malzemenin göz kenarına ve göz yüzeyine temas etmemesi gereklidir. Kalem çekerken kirpiklerin cilt kısmına ve dağılmayacak-suda erimeyecek mazlemeler kullanmalı, asla kapağın kirpiklerin arkasından kalan mukozal kenarına sürmemeliyiz. Bazen bu malzeme seçimi deneme yanılma metoduyla en doğrusunu bulmamızı gerektirmektedir.

Makyaj temizleyici kullanımı da çok önemlidir; gece göz makyajı ile uyumak pek çok göz problemine yol açabilmektedir. Temizleyici solüsyonlar çeşitlidir, göz doktorunuzdan bu konuda yardım alabilirsiniz. Ayrıca kapağı aşırı ovuşturmak ve göze aşırı bastırmaktan kaçınmalısınız.

Göz yaşarması sürekli oluyor ve aralıksız günlerce devam ediyorsa  altta yatan sebep kanal tıkanıklığı olabilir. Bu nedenle oküloplastik cerrahi eğitimi olan bir göz doktoruna başvurmanız faydalı olacaktır.

Göz Sulanması Tedavisi

Göz Sulanması Tedavisi

Göz sulanmasının nedenleri çok çeşitlidir ve göz sulanması tedavisi altta yatan sebebe göre yapılır. Öncelikle göz yüzeyinde sulanmaya neden olabilecek sebepler detaylı göz muayenesi ile incelenir. Mikroskop altında olası bir yabancı cisim, infeksiyon durumu, gözün saydam tabakasının hastalıkları, kurugöz durumu, kapak iç yüzeyindeki problemler, allerjik bulgular, kapak kenarındaki bezlerin durumu, kirpik diplerinin hastalıkları araştırılırdıktan sonra yine mikroskopla üst ve alt kapakların iç kısmındaki gözyaşı kanalının giriş kısmı incelenir. Kapak gevşekliği testleri ve damla testleriyle ileri araştırmalar yapılması önemlidir.

Gözyaşı kanalının en iyi değerlendirilme yöntemi, uzman bir oküloplastik cerrah tarafından gözyaşı kanalına yerleştirilen bir kanül vasıtasıyla yapılan lavaj işlemidir. Bu işlemde kapak iç köşesinden başlayan gözyaşı boşaltım sistemine su verilerek kanalın sonlandığı burun içerisine suyun rahat geçip geçmediği incelenir. Herhangi bir aşamadaki tıkanıklığın yeri ve miktarının bu işlemle anlaşılması tedavi planlaması açısından çok önemlidir. Hafif tıkanıklıklıkların ya da kese içerisinden küçük birikintilerin olduğu durumlarda, bu işlem tedavi edici dahi olabilmektedir.

Göz sulanması eğer kanal tıkanıklığından kaynaklanıyorsa, tedavi cerrahidir. Yeni bir kanal sisteminin açılması için günümüzde 3 yöntem mevcuttur. Halk arasında ismi nedeniyle hoşa giden lazer yöntemi maalesef günümüzdeki en gelişmemiş ve başarı şansı en düşük olan yöntemdir. Körlemesine yapılan bu işlemde yumuşak doku aşırı ısıtılarak yandığı için tekrar kapanma olasılığı çok yüksektir ve gelişmiş ülkelerde asla kullanılmaz. Bunu haricinde endoskopik olarak burun içerisinden yaptığımız yöntem ve dışarıdan yaptığımız yöntemler başarı oranları yüksek yöntemlerdir. Anatomik yapının tümüne hakim olma açısından başarı oranı daha yüksek olduğu için dışarıdan kesi ile yapılan yöntem tercih edilmektedir. Geliştirilmiş kozmetik kesiler sayesinde bu yöntemde iz kalma ihtimali yoktur ve sistemin girişinde olan problemlere başarılı müdahale şansı olan tek yöntemdir.

Bebeklerde tıkanıklık tedavisinde ise sondalama, balon uygulaması, tüp takma gibi alternatif yöntemler mevcuttur. Bu tedaviler hastanın yaşına, anatomik yapısına ve infeksiyonun şiddetine göre değerlendirilirler.

Kanal sisteminin giriş kısmının travma, nebde dokusu bırakıcı hastalıklar, şiddetli infeksiyonlar ve lazer cerrahisi nedeniyle tahrip edilmiş olduğu nadir durumlarda tecrübeli cerrahların yapabileceği cam tüp ameliyatı gündeme gelmektedir. Yine bu tip durumlarda alternatif olarak ya da aşırı sulanmanın gözyaşı üretimi fazlasından kaynaklandığı nadir durumlarda, gözyaşı üretimi yapan kesenin içerisine uygulanan botoks tedavisi ile de yüz güldürücü sonuçlar alınmaktadır.

Aşırı göz sulanması sürekli mendille silme ihtiyacı doğuran ve sosyal açıdan çok rahatsız edici bir durum olmasının yanı sıra hastanın görme işlevini de bozan ciddi bir problemdir. Hem tanı, hem tedavi için bu konuda özel eğitim almış olan bir oküloplastik cerraha görünmek gereklidir; uzman ellerde bu durumun tıbbi veya cerrahi tedavilerle giderilebilmesi mümkündür.

Oslo Oftalmoloji Derneğinden Davet

Oslo Oftalmoloji Derneği’nden Dr. Çetinkaya’ya davet – Norveç Konferansları

Ophthalmological Society of Oslo’nun davetlisi olarak, 15 Aralık 2016’da kapak cerrahileri konusunda Norveç’li göz hekimlerine 2 konferans verdim.

Ophthalmological Society of Oslo’nun davetlisi olarak, 15 Aralık 2016’da kapak cerrahileri konusunda Norveç’li göz hekimlerine 2 konferans verdim. İlk konferansta kapak düşüklüğünde (ptozis) zor olgulara yaklaşım ve cerrahi tekniğin nasıl  mükemmelleştirileceğini anlattım. İkincisi konferansta ise konu estetik kapak cerrahisiydi. Bu konuşmada estetik kapak ve kaş cerrahisi, orta yüz germe ameliyatlarında kişiye özel ameliyat teknikleri konularında tecrübelerimi aktardım. Toplantılar sonrasındaki yemek daveti konusunda çok şanslıydım. Yılbaşı büfesi olduğu için İskandinavya’nın en güzel ve yılbaşına özel yemekleri biraradaydı. Yediğim bazı şeylerin ne olduğunu anlamasam da hepsi inanılmaz lezzetliydi.

Ertesi gün Oküloplastik Cerrahi Şefi, Oslo Üniversitesi’ndeki Göz Departmanı’nı gezdirdi ve beraber ameliyatlara girdik. Protez göz ameliyatı uygulayacakları bir hastada gösterdiğim iki flepli-çift sklera katmanlı ameliyat tekniğimi kullandılar. Çok başarılı geçen ameliyat sonrasında bu tekniği güncel olarak kullanmaya karar verdiler. Benim için büyük mutluluk…

Oküloplastik Cerrahi Şefi ve Ameliyat

Oslo çok soğuk evet ama Ankara’dan soğuk değildi. Departman gezisi sonrası uçuşumdan önce kalan ve halen aydınlık olan 5 saatlik dilimde biraz kendime zaman ayırıp Oslo’yu gezdim. Tertemiz Oslo’yu gezmek toplu ulaşımla çok kolay. Vigeland Park’taki heykeller çok orjinaldi…

Hem bilimsel, hem sosyal olarak çok keyifli geçen toplantılar sonrası güzel yeni dostluklarla ve bilimsel paylaşımların mutluluğuyla ülkeme ve işimin başına döndüm…

Türk Oftalmoloji Derneği 50. Ulusal Kongresi, Antalya

Doç. Dr. Altuğ Çetinkaya Antalya’da 9-13 Kasım 2016’da düzenlenen TOD Ulusal Kongresi’nde ‘Oküloplastik Cerrahi Sözel Bildiriler’ oturum başkanlığı görevini yerine

Doç. Dr. Altuğ Çetinkaya Antalya’da 9-13 Kasım 2016’da düzenlenen TOD Ulusal Kongresi’nde ‘Oküloplastik Cerrahi Sözel Bildiriler’ oturum başkanlığı görevini yerine getirirken aynı oturumda gözkapağı düşüklüklerinde cilt kesisi gerektirmeyen Müllerektomi yönteminin başarısı ve güvenirliğini araştıran çalışmasını da sundu. Çalışma sonuçlarına göre, kapağın iç kısmından uygulanan Müllerektomi yöntemi, ortalama 12 dakika süren bir cerrahi ile kapak seviyesini çok yüksek başarı oranı ile simetrik hale getirirken, cerrahiye bağlı komplikasyon veya diğer yöntemlerde yaşanabilen bazı cerrahi sonrası problemler bu yöntemde izlenmemektedir.

www.altugcetinkaya.com.tr web sitesi ve tedavi yazıları bilgilendirme amaçlı yapılmıştır. Yasal konularda info@altugcetinkaya.com.tr ye mail atabilirsiniz.
toggle