GÖZ ALTI MORLUKLARI NASIL TEDAVİ EDİLİR? ALT KAPAK AMELİYATI, IŞIK DOLGUSU, MEZOTERAPİ, ACCUTITE NEDİR?

GÖZ ALTI MORLUKLARI NASIL TEDAVİ EDİLİR?

ALT KAPAK AMELİYATI, IŞIK DOLGUSU, MEZOTERAPİ, ACCUTITE NEDİR?

Göz altı morluklarını oluşturan pek çok farklı sebep vardır. Altta yatan bir hastalık ya da dolaşım problemi olmadığı sürece çoğu durumun bir tedavisi mevcuttur. Öncelikle iyi bir öykü ve muayene ile hasta değerlendirilir. Şiddetli alerji ve sinüs problemlerine bağlı oluşan göz altında sıvı birikimleri ile gelen hastalar gözkapağı ameliyatı ya da dolgusu için uygun olmayan gruptadırlar. Siyahlık-morluğun sadece cilt rengi koyuluğundan kaynaklandığı hastalarda da bu yöntemler yeterli değildir. Bu grupların dışındaki hastalarda göz altında morlukları genellikle kapak ve yanak arasındaki çukurlaşmadan dolayı oluşurlar. Yüzümüze vuran ışığın parlak bir şekilde geri yansıması için kapak-yanak geçişinin düz olması gerekmektedir; düzensizlik olan alanlardan ışık koyu olarak yansıyacağı için bu alanlar siyah-mor olarak görünürler. Işık dolgusu tam da bu hastalarda, özellikle belirgin yağ torbalanması yoksa oldukça iyi sonuç vermektedir. Boşluk olan kısma enjekte edilen hyaluronik asid dolgular ya da yağ transferleri kapak-yanak geçişini daha düz hale getirmeyi amaçlar. Daha düz bir yüzeyden ışık daha parlak geri yansıdığı için genellikle göz altına yapılan dolgular ‘ışık dolgusu’ adıyla bilinmektedir. Anatomik olarak göz çevresine detaylı hakim olan ellerde ışık dolgusu oldukça güvenilir ve etkin bir yöntemdir, ancak bu bölgeye hakim olunmadığı ve özellikle yüzeyel uygulama yapıldığı durumlarda ömür boyu kalıcı olan bir şişkinlik ve mavimsi renk yansıması olabilmektedir. Genellikle ilk seansta ilacın bir miktarı derin dokuya uygulanır ve bölgenin günbegün dolduğu 2-3 haftalık sürenin sonunda dolgunun geri kalanı enjekte edilir. Bu şekilde yapılan uygulama ile etkinlik süresi yaklaşık 2 senedir. Işık dolgusu çok ciddi alerjik bünyeli hastalarda (astım atağı, şiddetli saman nezlesi), alt kapakta lenfatik drenaj bozukluğu olan hastalarda uygulanmamalıdır. Ayrıca eğer alt kapakta yağ torbaları belirginse, kapak gevşekliği varsa, ciltte belirgin elastikiyet kaybı mevcutsa, dolgu uygulaması uygun değildir, hatta dolgu ile problem daha da belirgin hale gelebilir. Bu ayrım titiz bir oküloplastik muayene ile yapılır ve hangi hastaya dolgunun, hangi hastaya cerrahinin uygun olacağına karar verilir. Cerrahi gerektiren hastalarda dolguyu zorlamak doğru değildir. Cerrahi yöntemle torbalar, çökmeler, sarkmalar, kırışıklıklar tek seansta düzeltebilmekte ve bu bölgeye on yıllarca kalıcı detaylı çözüm sağlanabilmektedir. Yapılacak kapsamlı bir oküloplastik muayene sonucu ameliyatın ne şekilde yapılacağı ve hangi tekniklerin kullanılacağı tespit edilir. Her hastaya uygulanacak teknik, hastanın anatomik yapısına ve ihtiyaca göre farklılık göstermektedir. Sadece yağ torbaların alttaki boşluğa yer değiştirildiği durumlar mevcutken, tüm orta yüzün şekillendirilmesi gereken hastalar da mevcuttur. Bu ameliyat esnasında, ‘badem göz’ olarak popülarize edilmiş ameliyat tekniği standard olarak uygulanmakta ve alt kapağın normalde olması gereken badem şekli temin edilmektedir. Cerrahi genellikle kapakla göz arasındaki pembe dokudan yapılır ve cilt kesisi olmaz. Yağ torbaları sadeleştirilip alttaki çukura yerleştirildiği için morluk giderilmiş ve kapak-yanak geçişi düzeltilmiş olur. Ameliyat sonrası 1-2 hafta kadar sürebilen şişlik-morluk olabilir, ancak kişi isterse 3. gün ağır tempoda olmayacak şekilde iş hayatına dönebilir.

Göz altı morluklarına yönelik bir diğer tedavi grubu da mezoterapidir. Mezoterapide cilt altına iğnelerle morluk giderici, besleyici, cilt kalitesini artırıcı kimyasallar verilir. Bu grupta yer alan PRP uygulamasında cilt altına kimyasallar yerine kişinin kendi kanından hazırlanan trombositler enjekte edilmektedir. Çoğu zaman mezoterapi, cerrahi veya dolgu uygulamasına ek olarak faydalandığımız bir yöntemdir.

Alt kapak morlukları, torbaları ve sarkmalarına yönelik bir diğer yöntem de, bipolar radyofrekans tabanlı accutite yöntemidir. Özellikle, asla ameliyat olmak istemeyen, ameliyat olacak kadar şiddetli şikayetleri olmayan, daha önce ameliyat geçirmiş ama seneler sonra bazı değişiklikler ortaya çıkmış olan hasta gruplarında; ameliyata yakın derecede ve uzun süreli etki bekleyen kişilerde son dönemde popülerliği gittikçe artan bu yöntem, kesi olmaksızın cilt altına uygulanan, 5 seneye kadar etkinliği devam edebilen ve hastanın aynı gün normal hayata dönebildiği bir yöntemdir.

 

Doç. Dr. Altuğ Çetinkaya